ZABİT VE KUMANDAN İLE HASBİHALDEN SÖZLER

Hiçbir sanat ve görev sahibi bizim kadar tehlike ve şiddet karşısında değildir.22 yaşındaki genç teğmenin görevi uğrunda akıtacağı taze ve sıcakkanın askerliğin ücreti olan yedi yüz kuruşluk aylık karşılığı olduğunu kabuk edecek hiç bir akıl ve hizmet sahibi bulunamaz. Bu kan parayla(maddiyatla) ölçülmek durumundan çok yüksek bur duygunun vatan ve milletin kollanması gibi kutsal duyguların yönlendirilmesi ve yardımıyla akıtılabilir. İşte bu fedakârlıktır. 

Sorumluluğu üstlenmekten çekinmemek, bir komutanın edinmesi gereken yüksek bir niteliktir. 

Ordu denen uygulamalı okulun, ancak böylelikle, makamına layık bölük komutanları, makamına layık tabur, alay vs. Komutanları yetiştirmesi sayesinde; milletin evlatları bir sürü gibi değil şanlı, şerefli insanlar olarak şan ve şerefe yönlendirilebilir.

Askerlik, işlerin çekip çevrilmesi değil, insanların yönlendirilmesi sanatıdır.

Bir erkeğin, özellikle askerin korkak olması demek, kendisinin âdeta uygarlıktan yoksun olmasıyla eşdeğerdir. Çünkü “Bu adam vatansızdır” demektir. Onun vatanı yoktur. Zira çocuklarından olduğunu iddia ettiği vatanı düşmanların çiğnediği gün o, anasının yardımına koşmamıştır. Ya da koşmuştur da, bu uğurda canla başla çalışmamıştır. Ve zorunlu görevini yapmamıştır.

Esaslı bir çalışmanın sonucuna ve araştırmaya, ciddi bir bilimsel kavrayışa dayanmayan cesaret ve fedakârlığın yalnız başına iş görmesi zamanları çoktan geçmiştir. Kuran’daki “ Hiç bilenle bilmeyen bir olur mu” hükmü zaten bu meseleyi çözmüştür.

Subaylık demek, kendini ve canını feda etmeyi kesinlikle göze almış olmak demektir. Bir subay, askerlik sanatı adına, hayatına ve varlığına hiç önem vermeyecektir.

Ordunun her türlü çalışması ve hazırlığı, uygulamalarının amaç ve hedefi taarruza yönelik olmalıdır. Böyle ordular nadiren taarruza mecbur kalacakları gibi, taarruzdan da uzak kalarak silahlı barışı sağlarlar. “Hazır ol cenge eğer ister isen sulh ü salâh” sözünün uygulaması böyle olur.

Bir birlik ve özellikle komuta kademesi yalnız iyi örnek olacak rehberlerle yetiştirilir.

Olağanüstü ve ansızın ortaya çıkan durumlara ilk temas eden, bir birliğin en büyük komutanı değildir. Büyük küçük her birliğin içinde, her subay ve her astsubay ve hatta her er, nasıl hareket edeceğine dair, üstünden hiçbir emin ve hiçbir fikir almadığı durumlar karşısında kalabilir. İşte bu nedenledir ki, gerek komutanların ve gerek erlerin, bizzat düşünce üreterek kendiliklerinden iş görebilecek nitelikte yetiştirilmiş olduklarına ikna olmadan; bir askeri birliğin, bir ordunun güvenilir ve destek verebilir bir güç olarak tanınması gaflettir, felakettir.

Bir subayı diğerlerinden üstün kılan en büyük niteliği; bilimde ve eyleme geçmedeki yetkinliği, kendi kendine iş görmeye hevesli ve tutkun olmasıdır. Kendiliğinden iş görme ve eyleme geçme yetkisi; inisiyatif denilen bu nitelik, subay ve komutanın başkalarından farklılaşmak ve kendini göstermek için en ayırıcı özelliği ve en büyük övünç kaynağıdır. Ordunun esenliği ve mutluluğu da ancak komuta heyetinin bu yüce davranışa fazlasıyla sahip olmasıyla mümkündür. Ordu, görevini yerine getirirken mutlaka emir beklemeyen üstler, subaylar ve kurmaylara büyük bir şiddetle ihtiyaç duymaktadır. Çeşitli rütbelerdeki komuta kurmayları, amaca ulaşma konusunda ne kadar kendilerinden işe girişmek, kendi karar ve düşünceleri ile iş yapmak beceri ve yeteneğine sahip bulunursa, ordunun çevikliği ve etkinliği o kadar artar.

Sorumluluk denen şey öyle bir durumdur ki, ondan kaçtıkça o insana yaklaşır. Ve insan onun üzerine yürüdükçe onu kendisinden uzaklaşmış görür. Diyelim ki sorumlu tutulma kaygısıyla herhangi bir iş yapmaktan kaçınan ve bu kararsızlıkla düşüne düşüne hiçbir iş yapamayıp kendini başarısızlığa mahkûm eden ve fırsatları kaçıran bir kimse; yağmurdan kaçanın doluya tutulması gibi, kendini en büyük sorumluluğun eline bırakmış olur.

Taarruz savaşçılıktır, savaş yeteneklerine sahip olmaktır, asıl askerliktir. Savunma hareketsizliktir, güçsüzlük ve yavaş davranmaktır, manevra gücünün yokluğudur.

Bir subay, “hayat ve rahatın hiç düşünülmemesi gerektiğinde” rahatını ve hayatını feda etmeyi şeref bilecektir.

Eğitimi sağlayacak asıl okul, birliklerdir. Bence askerlik sanatını asıl öğrenip uygulayacak gerçek öğretmen ve eğitmenler, birbirinden yüksek olan komutanlardır. Çünkü bence, Harp Okulu’ndan alınan diploma genç teğmenin, bölük komutanı olan subayın eğitimi altına girebileceğini gösteren bir kanıttır.

Savaşta yenilmek ordunun kabul edemeyeceği bir leke olmalıdır. Öç alma düşüncesi, hareketlerimizin rehberini oluşturmalıdır.

Çatışmada yağan kurşun yağmuru, o yağmurdan ürkmeyenleri, ürkenlerden daha az ıslatır. Komutanlığın en yüksek niteliği sorumluluk alma aşkıdır.

Savaş, askerlik sanatının öğrenilmesine yardımcı olacak araçların en kusursuz, en gerçeğidir.

Üst ile astın, subay ile erin ruhları arasında çok sıkı bir bağ ve yakınlık var olmalıdır. Üstler her durumda astlarına arka çıkan ve şefkat gösteren birer yardımcı ve dayanak olmalıdır.

Muharebede atılan her mermi ve sallanan her süngü insana isabet etmez. Eğer böyle olsa savaştan hiç kimse sağlam dönmezdi. Barış zamanında uygun koşullar altında yapılan atışların sonuçları ortadadır. Bir de savaşlarda ölüm kaygısı altında yapılan atışları düşünecek olursak, vurulma olasılığının ne kadar azalacağı kolayca anlaşılır.

Taarruz, düşmana boyun eğdirir, hareket serbestliğini daima elinde bulundurur, savaşanların morallerini, istek ve çabalarını yüksek tutar, en sonunda düşmanı ezmek veya ona aman diletmek başarısına ulaşarak savaşı sonuca ulaştırır.

İnsanlar, ancak istekleri, fikirleri anlaşılarak yönlendirilebilir ve yönetilebilir.

Ast, her işte üstlerin her emrini olduğu gibi ve başka hiç bir şey düşünmeksizin uygulayacak olursa, başarının temeli olan “kendiliğinden iş görmek” ortadan kalkmış ve ortak amaca hizmet düşüncesi ihmal edilmiş olur.

Bir subayı diğerlerinden üstün kılan en büyük niteliği; bilimde ve eyleme geçmedeki yetkinliği, kendi kendine iş görme ve eyleme geçme yetkisi; inisiyatif denilen bu nitelik, subay ve komutanın başkalarından farklılaşmak ve kendini göstermek için en ayırıcı özelliği ve en büyük övünç kaynağıdır. Ordunun esenliği ve mutluluğu da ancak komuta heyetinin bu yüce davranışa fazlasıyla sahip olmasıyla mümkündür.

Subayların tavır ve hareketlerinin asker üzerinde pek büyük etkisi ve önemi vardır. Çünkü ön saflarda bulunan subayın soğukkanlılığı ve dayanıklılığı erleri etkileyeceğinden, onlar da buna uyarlar. Yalnız emir vermek, hatta doğru emir vermek bile yeter ki olmayıp emrin verilme biçiminin ve gereken kararlılıkta verilmesinin, ast üzerinde etkileyici gücü vardır. Subayın tavır ve hareketi ve göstereceği iyi örnek, kuşatmalarda ve gereksinildiği zamanlarda askeri disiplinin en önemli dayanağı olan emniyet ve güveni güçlendirerek, askeri cesaret isteyen işlerin uygulanmasına yöneltir.

Bilindiği gibi gevşek verilen komutlar, yerine gevşek biçimde getirilir. Sert ve keskin komutlar da keskin ve seri hareketler yaptırır. Emirler de böyledir. Emir veren subayın ağzından çıkan sözler, subayın o işin mutlaka yapılması kararlılığında olduğu etkisini, emri alanlarda yaratmalıdır. Yavaş ve kesik ifadelerle ve havadan sudan konuşulur gibi verilen emirler ast üzerinde ‘yapılsa da olur yapılmasa da olur’ gibi bir anlam yaratabilir. Ve astta dikkat uyandırmaz.

Yorum Ekle